İstek Listesi
Journal
Posted in

Dijital Sanat ve Mekân İlişkisi

Posted in

Mekân, sanat tarihinin önemli kavramlarından biri olarak günümüz sanat tartışmalarında da varlığını sürdürmeye devam ediyor. Mekân problemi, resimde interiyör, peyzaj gibi kavramlar üzerinden ifade edilip, dış mekân- iç mekân olarak ayrışırken; heykelde daha bütünsel ele alınan bir öğe olarak karşımıza çıkabiliyor. Özellikle Post-Modern dönemle birlikte tanımların daha bulanıklaştığı, sanat eserinin mekâna yayıldığı ve mekânla bütünleştiği örnekleri gözlemleyebiliyoruz. Peki çağdaş sanatın temel kavramlarını şekillendiren mekân probleminin, dijital sanattaki yansımaları neler?

Bilsart Shop sanatçılarından Seher Uysal, işlerinde video ile mekânı birleştiriyor ve çoklu kanallı video yerleştirmeleri yapıyor. 2018’de yaptığı “Gerçek olaylardan esinlenilmiştir” adlı çift kanallı video çalışması, kendi deyişiyle, “Mekân nedir ve nasıl üretilir?” sorusunun izini sürüyor. “Mekânı oluşturanlar sadece mimari tasarımlar, tarih ve isimlendirmeler midir? Yoksa şehir efsaneleri, dedikodu ve yanlış anlaşılmalar da mekânın kurgulanmasında rol oynar mı?” Bu gibi soruların izini sürerek çalışmalarının kavramsal çerçevesini oluşturan Uysal, mekâna yayılan dijital sanatın örnekleri arasında gösterilebilir. Çalışma, 1954 yılının efsanevi kışını, İstanbul Boğazı’nın donduğu ve insanların buz üzerinde yürüyerek karşı yakaya geçtiği iddiasını kendine başlangıç noktası olarak alır ve şehre ilişkin kulaktan dolma bazı bilgilerin bugün bile belleklerimizde yer etmesi ve mekâna ilişkin düşüncelerimizi şekillendirmesi meselesini inceler. “Çalışma, belgesel arşiv görüntüleri, bazı şaibeli tanıklıklar ve fotoğrafların bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur ve şehir efsanesi niteliğindeki bir hikâyenin arka planında yer alan yarı gerçek bazı bilgilerin bugün dahi toplumsal belleklerimizde yer alması meselesini incelemekte ve aynı zamanda bu tip olayların mekân fikrinin oluşturulmasına yaptığı etkileri araştırmaktadır.”

Aynı şekilde Uysal’ın yaş ve hafıza veya yaşlanan hafıza ile ilgili olan çalışması “Yankı Odası” mekâna yerleştirilen 6 farklı ekranı barındırıyor ve çok kanallı bir video yerleştirmesi oluşturuyor. Bu ekranların her biri konuya dair farklı birer çerçeve oluşturduğu gibi, hepsi anlatıma farklı katkılar sağlayarak eserin mekânla olan ilişkisini kuruyor.

Farklı bir bakış açısı olarak Ferhat Özgür ise “Sıçra-I,II,III,IV” serisindeki fotoğraflarında bireyin mekânlarla kurduğu ilişkiyi araştırıyor. Sanatçı bu ilişkiyi şöyle aktarıyor: “Seri fotoğraf performanslarının her biri, sanatçının tek bir sıçrayışta tarihi binaların tepesine dokunmaya çalışmasını resmediyor ve bu binaların ezici hâkimiyetine karşı bir mücadeleye gönderme yapıyor.” Bilsart Shop seçkisine dahil olan fotoğraflarında mekânların politik ve tarihi bağlamını inceleyen Özgür, aynı zamanda bu bağlamların bireyle olan ilişkisini sorguluyor. Ferhat Özgür’ün eserleri, mekân etkisini merceğinin odağına alan işlerin arasında bulunuyor.

Nermin Er ise, yarattığı mekânlarda bir yandan heykel, bir yandan da animasyon alanında olan geçmişini harmanlıyor ve 3 boyutlu sinematik sahneler oluşturuyor. Nermin Er, “Aynı Anda Başka Bir Yerde…” serisinde bir dizi manzara sunuyor ve sanki bir hafıza yolculuğuna çıkartır gibi, görüntüler aracılığıyla izleyiciyi hafızasında kaybolan anılarla yeniden bağlanmaya davet ediyor ve onlarla zaman içinde bir karşılaştırma yapmaya yönlendiriyor. Bu manzaralar geçmişten günümüze izler taşıyan bir bellek temsili oluşturuyor ve bu bellekten taşıdığı izleri, gerçek hayat malzemeleriyle birleştirdiği 3D video efektleri aracılığıyla dijitalleştiriyor. Nermin Er, mekânların hafızayla olan ilişkisini inceliyor ve kurguladığı mekânlarına belleğin izlerini taşıyan öğeler yerleştirerek nostaljik olanın duyumsamasını aktarıyor. Objeler, manzaralar ve mekân gibi imgelerin aracılığıyla bir anlatı oluşturuyor. Dolayısıyla Nermin Er, kurguladığı mekânlar aracılığıyla hepimize tanıdık gelenden yararlanıyor ve ortak bir belleğin altını çiziyor. Sahnelerinde kullandığı ışık-gölge, imgeler ve sergileme biçimleri gibi öğeler aracılığıyla alternatif bir bakış açısı sunuyor. İzleyicinin aynı anda farklı mekânlarda olanlara tanıklık ettiği bir gerçeklik yaratıyor. Sanatçının animasyon geçmişi ise, bu sahneleri ve mekânları sinematik bir gözle yorumlamasına olanak sağlayıp, izleyiciye romantik olarak tanımlanabilecek deneyimler sunuyor.

Dijital sanat, mekân kavramını yeniden tanımlayan ve sorgulayan bir alan olarak dikkat çekmeye devam ediyor. Seher Uysal’ın video yerleştirmeleri, mekâna ilişkin kavramsal sorgulamalar yaparak toplumsal bellek, şehir efsaneleri ve kişisel algılar üzerinden yeni bir mekânsallık inşa ederken; Ferhat Özgür’ün fotoğraf serisi, mekânın politik ve tarihi bağlamlarıyla birey arasındaki etkileşimi ele alıyor. Nermin Er ise belleğinde var olan mekânları kendi yorumuyla harmanlıyor ve mekân problemine alternatif bir bakış  sunuyor. Bu üç farklı yaklaşım, dijital sanatın mekânın fiziksel sınırlarını aşarak çok boyutlu bir düşünce alanı sunduğunu gösteriyor. Sanat ve mekân arasındaki bu dinamik ilişki, dijital sanatın yaratıcı gücüyle birleşerek izleyiciyi mekâna dair yeni bir farkındalığa davet ediyor.

TOP
SEPET 0
İstek listeniz eklendi!